Wednesday, June 15, 2011

GALATA MEVLEVİHANESİ'NİN KEDİLERİ



Öte yandan, bu kadar huzurlu bir mekânda kedilerin olmaması da imkânsız gibiydi. Nitekim tekir bir kedi hasırların üzerine uzanmış uyurken yavrularından ikisi de birbirlerini kovalayıp oynuyorlardı. İsm-i Celâl zikredilirken sürekli dönüp kıpırdadığı için olsa gerek, üçüncü yavru da şıkırdatıla şıkırdatıla çekilen o upuzun zikir tespihini hedef seçmişti. Âniden atılarak tespihi pençeleriyle yakalayıp dişlerini geçiren bu kedi, o sabırlı ve nûr yüzlü Mevlevîlerden biri tarafından usûlca tutularak az ileride bir yere konsa bile yılımıyor, az sonra başka bir yerden hamle ediyordu. Bütün bunlar bir yana, siyah-beyaz olan bir başka kedi, şeyhin kızıl postunun yanına ilişip çökmüş, tam da tabîatına yaraşır bir şekilde, uyumadığı hâlde gözlerini yumup âdeta tefekküre dalmıştı. Bu kedinin öyle huzurlu ve dingin bir edâsı vardı ki, sanki Allah'a ulaşmaya çalışan bu canların şeyhi bizzat oydu. Belki de Mevlevîlerin, "Allah" adını değil de, kendi adını zikrettiklerini düşünüyor, üstelik bunu olağan karşılıyordu. Eğer, ciltlerce kitap okuyup yazmış bir âlimin düşünme yeteneğinin on katı bu kedide olsaydı, ihtimal ki düşünmeye tenezzül edeceği yegâne şey bu olurdu. (121-22)

İhsan Oktay Anar, Suskunlar. İstanbul: İletişim Yayınları, 2007. 

0 Comments: